Illusion

I’m watching a Turkish tv-series, Çemberimde Gül Oya nowadays. One of the main character was taken into custody and tortured because of political reasons. By the way, he was an anarchist. After he was released, he felt himself like a stranger. He couldn’t talk, laugh or even look the same way he did before. His wife behaved as she had never known him.  
One day, the wife went to an interview to be a teacher. Both of them want to be a teacher. However, the man couldn’t because he was blacklisted. The wife thought that he was jealous of her but actually he wasn’t. He cried, looked at his hands and wanted a mirror from his mother to look his silhouette. He asked himself “Is that me? What did they do to me?”

He wasn’t the same of course. When you change, you can feel it with your every cell. You can smell and touch it for every piece of world. You don’t have to look at the mirror because people are the mirror. When you feel yourself like a stranger, they behave you like a stranger. No sincerity, no compassion, no help. Nothing. It doesn’t happen in the tv-series or films but it is the real result. Anyway, the man felt himself at home again as a part of the story. He started to laugh again in the same way.

I’m not lucky as he were. I’m a stranger to my world. I don’t think that I’m able to explain myself. This man was crying alone and couldn’t even say he wasn’t jealous of her. The process is the same with me. I’m alone for my every single tought. I keep looking at the mirror, I mean people.

One fucking night, I felt the fucking feeling again. I don’t belong to anywhere. I don’t have a fucking shit to stay. I was totaly desperate and this feeling was coming with me everywhere for years. I wanted to escape from it if it is possible. I put on my headphone and put on a music randomly. It started and changed another song in the list.  Illusion from VNV Nation. I stopped crying and started to listen the lyrics. Then I started to cry more. I have listened this song for hundred times but i have never felt this way. It was like God was talking to me and I haven’t felt him for a long time. He wasn’t a stranger for me and I wasn’t a stranger for him. He understands me. Or all of these shits were just a coincidence. I can’t know. I’m here to learn. I know, this world is not a huge tv-series. But, maybe i feel the sincerity and compassion again, like the man.

Lyrics:

I know it’s hard to tell how mixed up you feel
Hoping what you need is behind every door
Each time you get hurt, I don’t want you to change
Because everyone has hopes, you’re human after all
The feeling sometimes, wishing you were someone else
Feeling as though you never belong
This feeling is not sadness, this feeling is not joy
I truly understand. Please, don’t cry now

Please don’t go, I want you to stay
I’m begging you please, please don’t leave here
I don’t want you to hate;
For all the hurt that you feel,
The world is just illusion, trying to change you

Advertisements

Braça

Metrobüste bir kız çocuğu, mendil satıyor. Kucağıma koydu, istemedim. Böyle durumlarda kendimi çok kötü hissediyorum. Alsan olmaz, almasan o garip duygu gelir yüreğine çöreklenir. Bileğimde siyah yıpranmış bir saç tokası vardı. “Benim olsun mu?” dedi. Çıkarıp verdim. Afalladı, sen saçını toplamıyor musun gibi bir şey söyledi. Türkçesi biraz bozuktu. Nereli olduğunu sordum, Suriyeliymiş. 8 yaşındaymış, 6 yaşındayken gelmişler Türkiye’ye. Gözleri kahverengiden iki parça kadife gibiydi. Suratında tatlı bir hüzün… Ben 8 yaşımdayken annem sokağa çıktığımda arkamdan bakardı. Bırak 8 yaşımı, 22 yaşımda, dilini bilmediğim bir ülkenin toplu taşıma aracında mendil sattığımı hayal edemiyorum. Okula gitmiyormuş, hayatı toplu taşımadaki insanlardan öğrenecek güzelim kız çocuğu… Öfkeli, kaba, tahammülsüz insanlardan. Bu defa o merak etti, ismimi sordu. Onun ismi Braça gibi bir şeydi, tam anlayamadım. Çantamda 25 kuruşluk bir çikolata vardı, o an orada olduğu için şükrettim. Hayatın ya da kimsenin ona vermediği bir şey verebilmek isterdim. Kendisini değerli hissetsin, her çocuk gibi çocukluğunu yaşayabilsin isterdim. Küçük omuzlarına 8 yaşında geçim yükü yüklenmesin isterdim. Yaşamın bana biraz acımasız davrandığını düşündüm hep. Hiç de değilmiş. Yaşam bana umursamaz, ona hoyratça davranmış, çok hırpalamış. Güzel kahve gözlerine o yaşında bir hüzün gelip oturmuş. İneceği durağa geldiğinde son bir kez mendil almam için ısrar etti ve gitti.

Bu gece Braça’ya iyi geceler dilemek istiyorum. Her neredeysen umarım mücadeleyi bırakmazsın küçüğüm. Sana yol verilmemiş ama umarım sen kendi yolunu açarsın. Hep güçlü kal.

Gülümseme

Bugün bir markete girdim, girişte uzun boylu, çok iri yapılı bir adam vardı. Sıcacık gülümsedi, istemsizce ben de gülümsedim. Sanki birbirimizi hep tanıyormuşuz gibi. Sonra peşime takıldı, mırıl mırıl bir şeyler söylemeye başladı. Anlamıyordum ama korkuyla doldum. Bir reyonda durunca o da yanımda durdu. O sırada zihinsel bir engeli olduğunu fark ettim ve biraz gevşedim. Bir gülümseme ona ne kadar iyi gelmişti, bana sürekli bakıp gülümsüyordu. Kasaya kadar peşimden geldi. Arkamdan gelirken o mırıldanmaların “yemeğini çabuk bitir, çık dışarı” olduğunu fark ettim. Çok mu duymuştu bu sözleri? Çok mu strese girmişti ki hafızasına kazınmıştı, hiç durmaksızın tekrarlıyordu? Engelli bir çocuk büyütmek çok zor biliyorum, ama içimde bir şeyler çok acıdı. Kasanın yanında geldi yanımda durdu, merhaba dedim. Merhaba deyip elini uzattı. Bir gülümseme nerelere getirmişti bizi. Kasiyer de önce yanımdaki varlığından telaşlandı, sonra o da sıcacık gülümsedi. Adamı annesi yanına çağırdı sonra ve gitti. 

2018 yılında daha az önyargı beslemek, korkusuz olmak, çokça sevmek, çokça çalışmak ve insanlara iyi gelmek istiyorum, onların bana iyi geldiği gibi. 

Aynı sıcak gülüşten istiyorum, herkesin suratına…

Uyku

Uykudan yeni uyanır

delinen göğün altında kalırım

Karanlık yenice çöker,

kurt, kuş, kuzu dertop olur

bir garip hüzün üzerime çöreklenmiş oturur.

İyi ki çırılçıplak bir beyinden daha korkuncu yok, yoksa neler götürür?

Sadeleş ve Özgürleş

Bir süredir aklımda minimalizm var. Bu konuda yazılmış birçok makale, blog yazısı var o yüzden ayrıntılara girmeyeceğim; minimalizmi kıyafetlerimde uyarlamaya çalışmamdan bahsedeceğim.

Uzun zamandır dolabıma sığamamaktan şikayetçiydim. Bir sürü eşyam vardı; bazılarını nadiren giyiyordum, bazılarını ise hiç giymiyordum. Bedenime dar gelen  pantolonlarım, hediye olarak gelen, sonra o kişilerle iletişimim kopunca giymekten rahatsızlık duyduğum kazaklarım, tarzıma artık hiç uymayan kıyafetlerim vardı. Dolabın dibinde ‘birgün lazım olur’ vaktini öylece bekliyorlardı. Bir insan çok şeye sahip olduğunda, birazını paylaşması gerekiyor. Her gün bir sürü kıyafetin arasından hangisini giysem sorularına boğuluyor, en sonunda hep giydiğim şeyleri giyiyordum. Öyleyse giymediklerime ne gerek var ki? Hem sizin burun kıvırdığınız bir kıyafete başkalarının ihtiyacı olabiliyor. Bir deli cesaretiyle dün dolabıma koştum. Uzun süredir giymediğim kıyafetleri çıkardım, 20-25 parça kıyafet çıktı. Dolabımda yer açıldı, ben de ferahladım, mutlu oldum.

Yurttaki arkadaşlarımdan kıyafetlerden birkaçını alanlar oldu. Bugün de kalanları giysi kumbarasına atarken bir çocuk geldi. Poşetin dibinde iki pantolon kalmıştı. “Abla bakabilir miyim?” dedi. Pantolonları görünce pek sevindi. “Benim bir ablam var, ona götürebilir miyim bunları?” dedi. Bugüne kadar o giysileri dolabımda beklettiğim için pişman oldum. 

Artık bir kıyafete ihtiyaç duyduğumda trend olanlardan değil, basic olanlardan satın alacağım. Tüketmek ve biriktirmek bana korkunç geliyor. Bu yüzden aldıklarım kaliteli olmalı ki, uzun yıllar kullanabileyim ve tekrar tüketmeyeyim. Tekrar tüketmemek demişken ikinci el kıyafetler satın alabileceğiniz web siteleri ve bit pazarları bu düşünce için çok uygun yerler. 

Yeni bir şey almadan önce, ben bunu nerede, ne zaman giyerim, kaç yıl giyerim, hangi kıyafetlerimle giyerim diye sormakta fayda var. Alacağınız her bir kıyafet için dolabınızdan bir kıyafet çıkarabilir misiniz? Eğer çıkaramazsanız unutun gitsin. Bir şeyi çok ucuz, başka yerde bu fiyata bulamam düşüncesiyle almayın; ihtiyacınız varsa alın. 

Sadeleşin, özgürleşin!

Sevgiyle💜

Sürpriz Yumurta

Altı yaşlarımda Antalya’ya gitmiştik. İç Anadolu kızı ilk defa deniz gördü. Kumsalda koştum,çimdim, koştum, kolluklarımla yüzmeye çalıştım. O yaşlarımda taş koleksiyonum vardı, sokaklardan güzel taşlar bulurdum; ona bir de deniz kabukları eklendi. Denize hayran kalmıştım. Hep yakınlarında olmak istedim ama mümkün değildi, tatil bitecek eve dönülecekti. Denizi özledikçe açar bakarım diye şu sarı süpriz yumurta kutularına deniz suyu doldurdum. O vakitler suyun renksiz bir sıvı olduğundan ve buharlaşacağından haberim yoktu. Küçük, kırmızı bel çantama özenle yerleştirdim, eve döndük. Bir baktım ki suyun yarısı yok, rengi de mavi değil, beynimden vurulmuşa döndüm. Hemen evdekilere sordum, güldüler, buharlaşmayı anlattılar ama neden deniz gibi mavi değil? sorusuna cevap vermediler.

Bugün not defterimi karıştırırken yazdığım bir notu buldum.”Geçmişimizi hatırlamak isteyip istemeyeceğimiz yaşa geleceğimizin garantisi yok ama birgün hatırlamak istersek hepimizin kendimize ihtiyacı var. Karakterlerimiz sancılı süreçlerden geçiyor. Sürekli okuyoruz, bizimki okumaktan daha fazla belki, soluyoruz. Bu dünya kelimeler dünyası. Ne olursa olsun yaz. Bizim gibiler yazarak var olurlar. Neşeli anıların hüzünlerine; heyecanlı anıların durağanlıklarına ışık olsun. Yaz ki aydınlansın benliğin.” Bunu bir dostuma yazmışım ama yüreğim kendime konuşmuş sanki.

Yıllarca suyun denizle bir bütün olması gerektiğini, ayrılınca renginin solduğunu düşündüm. Duygusal zekam fazla geliyordu, her şeyi duygularla anlamlandırıyordum. Kimsenin oyunlarda istemediği çocukların arkasını kolluyor, silgisini kaybedip üzülen arkadaşlarımın kalemliğine silgimi bölüp koyuyor, birini sürekli yenecek kadar güçlüysem hep ben kazanmayayım diye bilerek yeniliyordum.

Bir kaplumbağanın ölümünün ardından haftalarca yas tuttum. Özledikçe gider bakarım diye bir kutuda saklayayım dedim. Önce minik bedeni şişti, sonra gözleri içine çöktü, sonra çok kötü kokmaya başladı, kolları ve bacakları kurudu. Yalnız kabuğu kaldı. Her gün ziyaret ettim bahçedeki yerinde. Annem bir gün gördü, çok şaşırdı, benimle birlikte ağlamaya başladı. Demek ki kuruyacağız birgün dedim içimden. Önce şişeceğiz sonra gözlerimiz içine çekilecek,sonra yalnız iskeletimiz kalacak. Kimse beni öyle görsün istemezdim. Kaplumbağa da istemezdi. Kabuğunu toprağa azat etmeye ancak o zaman ikna oldum.

Dünyayı çok yanlış anlamlandırdığımı henüz anlıyorum. Denizi eve götürmek isteyişim gibi, her güzel şeye sahip olamazdım. Dışlanan insanları topluma kazandıramazdım. Fakirliğin sızısını hafifletemezdim. Kimseye mahsustan yenilemezdim, azıcık bile gücü olan biri ezip geçerdi benliğimi.

Bugün o not defterinde yazdığım gibi, kendime ihtiyaç duydum. Geriye dönüp baktığında her şeyin nasıl zincirleme bir şekilde gerçekleştiğini görüyorsun. Başına gelen her şeyi sen anlamlandırıyorsun aslında.

Su molekülleri kırmızı,turuncu, sarı ve yeşil ışığı daha iyi emer, maviyi ise daha kısa dalga boyuna sahip olduğu için fazla ememezmiş. Kısa dalgada ışık daha dağınıkmış ve farklı yönlere sapabilirmiş. Böylece mavi ışık gözlerimize yansıyıp denizin mavi olduğu fikrine ulaştırıyormuş bizi. Ben de tıpkı denizdeki gibi kısa dalga boyuna sahip duyguyu ememiyorum; keder. Böylece beni gören gözlere yalnız o gözlerin olumsuz sayacağı duygular yansıyor. Derinlerimde kırmızı,turuncu, yeşil, sarı var ama artık ne başkalarına ulaştırabiliyorum, ne de kendime.

Ben dünyayı çok yanlış anlamlandırmışım. Süpriz yumurta kutusunda denizi tanışıyabileceğimi sanmışım.

Nature Boy

There was a boy

A very strange, enchanted boy
They say he wandered very far

Very far, over land and sea
A little shy and sad of eye
But very wise was he

And then one day
One magic day he passed my way
While we spoke of many things
Fools and Kings
This he said to me:

“The greatest thing you’ll ever learn
Is just to love and be loved in return”

Ne güzel söyler Ella Fitzgerald, usul usul. İnsan  keşke şu doğa oğlanı tanısam demeden yapamaz. Uzaklara meyilli, utangaç, kederli gözlerle dünyayı süzen biri belirir düşümüzde. Birgün karşımıza çıkar, hararetli hararetli dünyadan, insanlardan, doğadan, hayvanlardan, ağaçlardan bahseder. Yaşamda en güzel şeyin sevmek ve sevilmek olduğunu söyler. Çok basittir ama çoğu zaman ya yalnızca severiz ya da yalnızca seviliriz. Ya çok veririz ya hep almak isteriz. İnsanın terazisi daima şaşkındır, doğa oğlan bize aslında dengeyi hatırlatır. Pek severim doğa oğlanı. Yüreğimi ısıtır, içimi çiçeklendirir. Biraz da sonbahar yaprakları serper ama olacak o kadar.